Genel Sağlık
»
Genetik » Etik, Gen-Etik ve Kopyalanmışlık Işığında Bilimin Üzerine
|
Bilimsel içeriğini kısa sürede en fazla arttırabilen alanların başında genetik gelmektedir. Kalıtım düşüncesinin bilimsel temellerini atan Mendel´le birlikte temel açıklayış biçimini ve rotasını belirlemiş olan genetik, DNA´ nın ikili sarmal modelinin açıklanmasıyla önemli bir ivmelenmeye sahne olmuştu. Ardından, alan, pek çok bilim insanının bile öngörüsünü aşan gelişmeler yaşadı. Bir yandan İnsan Genom Projesi (HUGO)´ne başlanması, bir yandan da rekombinant gen teknolojilerinin gündeme gelmesiyle genetik alabildiğine ilerleyen, içerdiği bilginin yarılanma ömrü de giderek kısalan bir görünüm aldı. Her geçen gün genetik laboratuarlarından duyurulan yeni müjdelerle karşılaşmak artık olağan kabul edilebilirdi. Çünkü 80´li yılların ortasında HUGO başlarken, DNA dizilişini saptamak için 15 yıl, kromozomların haritasını çıkarmak için de 5-10 yıl gerekli görülmüştü. Geçen zaman, sözü edilen hedeflere gerçekten bu süreler içerisinde, hatta öncesinde ulaşılabileceğini gösteriyordu. Böylece kromozomal puzzle tamamlanmaya çalışılırken, İskoçyâ dan gelen bir haber geniş yankılar uyandırdı. Bu haber, "klonlanmış" bir koyunun, Dolly´nin doğumuydu. Bu haberle birlikte birçok kesimden değişik sesler yükseldi, tartışmalar başladı. Dile getirilen, söz konusu gelişmenin yaratacağı etik, sosyal ve yasal sorunlardı. Etik,
Bilim Etiği Kavramları: Tanım ve Çağrışımlar Günümüzde tıp etiğinin
uğraş alanı, hasta haklarından küretaj olgusuna, yardımcı
üreme tekniklerinin kullanımından tıpta sınırlı kaynakların
paylaştırılmasına, organ aktarımlarından araştırma ve yayın
etiğine yayılan geniş bir yelpazeyi kapsamaktadır. Bu alanın
kapsamının neden bu kadar geniş ve bir o kadar da "önemli"
olduğu sorusuna kısaca şöyle yanıt vermek olasıdır:
Bilim olgusuna etik açıdan bakıldığında, Berg ve Tranoy´un 1983 yılında dile getirdikleri tanım uyarınca, bilim üretimi sürecinde ortaya çıkan moral değer sorunlarının nasıl çözüleceğine ilişkin bilim toplumunun vicdanını oluşturan ilkeler bütünü akla gelmektedir. Çeşitli etik yaklaşımlar açısından bu süreç sorgulanabilir ve çeşitli sorunlar için, olabildiğince az etik değer harcamayı hedefleyerek bir çözüme ulaşmak önerilebilir. Ancak burada, etiğin bilimsel gelişmeleri önleyici bir etken olmadığı da vurgulanmalıdır. Onun bilim üretimindeki ana işlevi "teknik olarak yapılması olası olanlar" ile "izin verilebilir olanlar" arasındaki sınırı çizebilmek ve hem araştırma, hem de verilerin yayınlanması sürecinde belirli etik ilkelerin yaşama geçirilebilmesini sağlamaktır. Richard Cobot´un "Doğru ve Yanlışın Anlamı" adlı eserinde belirttiği gibi "Bilim, etikle el sıkışmak zorundadır". Bilim olgusuna etikçi gözüyle bakıldığında, sorgulanması ve yanıtlanması gereken kimi temel sorunlar bulunmaktadır. Bilim üretimi kimin içindir? Üretilen bilgi kimin yararınadır? Bilimsel bilgiyi üretenlerle tüketenler aynı gruptan mıdır, yoksa bunlar farklı toplumların insanları mıdır? Bilim insanının toplumsal sorumluluğu ne zaman başlar? Kuram üretme aşamasında mı, araştırmasını yürütürken mi, sonuçlarını yayınlarken mi, yoksa bu sürecin tümünde mi? Bu soruların her biri, okuyucu açısından üzerinde durulması ve düşünülmesi gereken birer konu niteliği taşımaktadır. Bu sorular, yalnızca genetik kopyalamanın toplumsal boyutları üzerinde düşünce üretmeyi sağlamak amacıyla yöneltilmişlerdir. Çünkü yukarıdaki soruların ayrıntılarıyla yanıtlanması, bu yazının kapsamını çok aşacaktır. Genetik
Alanın Özellikleri: Gen-Etik Belki de tüm bunların en başında öjeni kavramının tartışılması gelecektir. Bilindiği gibi bu kavram "doğuştan iyi oluş" ve "kalıtımsal soyluluk" gibi bir anlam yüküne sahiptir. Antik çağ düşünürlerinden Eflatun´da bile izlerini bulabileceğimiz bir kavram olan öjeni, bugünkü asıl kavranış biçimini Nazi ideologlarından sayılan Francis Galton´a borçludur. Onun, 19. yüzyıl sonlarında olgunlaştırdığı, kötü genlerin ayıklanmasıyla toplumun daha nitelikli bireylerden oluşturulabileceğine ilişkin tezi, 1930´lu yıllarda başkalarına esin kaynağı olacak ve daha da kötüsü yaşama geçirilmeye çalışılacaktı. Bu aşamada sorgulanması gereken, genetik alanın ana felsefesinde, "kötü" olan genleri ayırma yoluyla "iyi" olana ulaşma kaygısının, bir başka deyişle öjeni düşüncesinin potansiyel olarak bulunup bulunmadığıdır. Genetik alanıyla ilgili bir başka temel sorun gizlilikle ilgilidir. Genetik bilgi, salt o kişiye ait olamayacak kadar önemli iken ve bu önemini geçiş yolunun özelliğinden alıyorken, hekim ya da karşısındaki ekip bunun sınırlarını nasıl belirleyebilecektir? Akraba ve yakınlar dışındaki kişi ve işveren, sigorta şirketleri gibi kurumların bu bilgiye ulaşma talepleri nasıl karşılanacaktır? Tarama testleri bir başka önemli sorun kümesidir. Alanın tedavi edicilik yönündeki olanakları kısıtlı bir durumdayken, ortadan kaldırılması mümkün olamayan hastalıkların tanısını koymaya çalışmak ne ölçüde akılcı karşılanabilir? İleri yaşlarında kendisinde bir hastalığın ortaya çıkacağı bilgisi, hangi insanın kolayca kaldırabileceği bir yüktür? İsteğe bağlı düşüklerde genetik alanının etik sorunları arasındadır. Oldukça geniş bir yelpazeye yayılmış biçimde "ortadan kaldırılması gereken genetik geçişli hastalıklar" listeleri hazırlayan bir yaklaşım, bir anlamda "farklılıklara ya da çeşitliliğe dayanamayan" bir anlayışı mı sergilemektedir aslında? İsteğe bağlı düşüklerin fetüsün hangi gelişmişlik düzeyine kadar yapılabilir olduğu i da, moral değerler açısından yeterince tartışılmış görülmemektedir. Genetik bilginin ticari kullanımı, genel olarak, bilimsel bilgi üretiminin ana işlevinin ne olması gerektiğiyle ilgili değerlendirilmesi gereken bir konudur. Bu, bilim insanının toplumsal sorumlulukları, araştırmaları parasal açıdan destekleyenlerle araştırıcı ilişkisi, araştırıcı özerkliğini de kapsayan pek çok temel sorunun tartışılmasını içermektedir. Kopyalama ile ilgili birçok verinin de bu açıdan görülmesi yararlı olacaktır. Genetik
Kopyalama Nedir?
Kopyalama Olgusu Üzerine Toplumsal Düzeyde Bazı Etik Sorular
Birleşik Devletler Teknoloji Aktarım Yasası´nın çıkarılmasıyla, artık bilim üretenlerin "ticari ortamın kurallarına göre alışıyor olmaları"nı, "yasal" ve "genel doğru" olarak mı kabul etmeliyiz? Belki de laboratuarında kopyalanmış ma "sessiz" bekleyen koyunlar varken, bu buluşun ´PL´nin borsa değerinde önemli bir değişiklik yaratmanın, araştırmanın medyaya aktarılmasını teşvik ettiğini e bilmek zorundayız. Dolly´de de olduğu gibi, bilimden teknolojiye transfer öyle çabuk gerçekleşmektedir ki bilimlerin de onları destekleyicilerin de "ne yaptıkları", "nasıl yaptıkları" ve "nereye kadar gidecekleri" konusunda düşünmek için zamanları olmamaktadır. Belki de bu tempoda çok yakın bir gelecekte "etiğin gerçekten var ve gerekli olduğunun" altını çizerken, bir yandan da "tükenişin tek çaresinin etik değerlerine bağlı bilimsel düşünceden geçtiğini" kabullenmek zorunda kalacağız. |
|||||||||||||
| |||||||||||||